Seyahatnâme (Book of Travels)

 

Evliya Çelebi "Seyahatname" Eserinden Seçmeler

 

Muğla (Merkez)

Bu şehir Anadolu Eyaleti'nde Menteşe paşasının tahtıdır. Padişah tarafından paşanın hâss-ı hümâyûnu 400.800 akçe eder. Alaybeyisi ve çeribaşısı vardır. Yazım sırasında 52 zeamet ve 381 timar erbabı vardır. Bütün zeamet ve timar erbabı kanun üzere cebelüleri ile 2 bin asker olur. Paşası da sefer sırasında hâssma göre bin mert asker ile sefer eşer. Bu şehir 300 pâyesi ile şerif kadılıktır. Ve nahiyesi 105 köydür. Müftüsü, nakibüleşrafı, kethüdayeri, yeniçeri serdarı, ayanı eşrafı ve âlimleri gayet çoktur. Bu şehir kalenin kayası eteğinde kurulmuş bir şirin şehirdir. Bütün haneleri 2.170 mamur evlerdir. Yer yer toprak örtülü haneler vardır.

 

Ama genellikle düzgün tahta örtülüdür. Toplam 11 mahalledir ve 70 mihraptır. Bunlardan kalabalık cemaate malik tabakhane yakınındaki Eski Cami eski tarz toprak örtülüdür. Kıble kapısına 13 ayak merdiven ile çıkılır ve bu tarafta avlusu yoktur. Ancak yol aşırı tabakhane içinde bir abdest havuzu var, üstü kubbe örtülüdür. Burada Şahidi hazretlerinin muallimhanesi var ki hâlâ bütün şehrin çocukları orada ilim öğrenirler.

 

Binden fazla çocuk vardır. Her hangi diyarda zekâsı geri var ise burada birkaç ders okuyup zorlukları kolaylaşıp muradına erer. Bu sıbyan mektebinin kapısı üzere tarihi celî hat ile böyle yazılmıştır. Tarih: Makâm-ı sâht sahib-hayr-ı mün'im, Muallimhaneîmîkerd kâ'im, Be-emreş Şahidî mî güft tarih, Mu'allimhane âbâdân dâ'im.

 

Dümrük Köyü'nde Ulu Cami ve bu şehrin ortasında Kurşunlu Cami. Bu şehirde bundan sanatlı, geniş, hoş yapılı kârgir kubbeli ve güzel avlulu aydınlık cami yoktur. Diğerleri, Şeyh Camii, Pazaryeri Camii, Şeyh Osman Efendi Camii, Abdülgaffar Efendi Camii, Hacı Dede Camii ve Mustafa Efendi Camii. Bunlardan başkası mescitlerdir. Ve 2 hamam var.

 

Elvan Bey Hamamı gayet süslüdür, suyu ve havası gayet hoştur. Ahmed Gazi Hamamı da aydınlık ve hoş havalıdır. Ve 200 dükkânı vardır. Gerçi bedesteni yoktur, ama bütün değerli eşyalar orada mevcuttur. Çarşı içinden bir dere akar, 7 yerden ağaç köprü ve 6 yerden kârgir köprü ile geçilir. Kasaphanesi bu dere üzerinde olup asla kötü koku yoktur. Bu şehirde ulemâ ve talebe çok olmakla 7 medrese ve 11 sıbyan mektebi vardır. Ve 2 konukevi ve Kurşunlu Cami yakınında paşalara mahsus kârgir yapı 1 sarayı var, genellikle tahta örtülüdür.

 

Bu şehir içinde 70 adet âbıhayat çeşmeleri var. Suyu ve havası gayet hoş olduğundan mahbûb ve mahbûbesi gayet çoktur. Gerçi Anadolu şehirlerindendir ama gayet şehirli, Farsça bilir ve garip dostu kavmi vardır. Bu şehrin içi ve dışı baştan başa bağ ve bahçe ile süslüdür. Çarşı içinde olan pazar meydanında ve Kurşunlu Cami önünde sıralı dikilmiş salkımsöğütler ve çınarlar var ki her birinin gölgesinde bin adam gölgelenir. Gayet mesireli ve gezinti yeri bol süslü şehirdir. Limon, turunç ve hurma olmaz, zira havası yaylaktır.

 

Bu şehirde Ermeni ve Yahudi yoktur ve gelip kalsa yaşamaz. Kadınları gayet perde ehli ve çarşaflıdır. Halkı genellikle külah üzere beyaz Mevlevi sarığı sararlar. Gayet salih kimseleri vardır.

Bu şehirde olan ziyaretleri bildirir:

Bu şehrin kuzeyinde kale yakınında, gerçekleri söyleyen insanlara öğüt veren, dünya ve din sultanı Kâf sîmurgu Hazret-i Seyyid Kemaleddin: Dört köşe duvar içinde üstü açık bir ulu ziyaret yeridir. Nice kerametleri görülmüştür. Bunlardan biri mübarek başları ucunda bir uzun ardıç ağacı vardır, beş adam kucaklar büyük bir ağaçtır. Bir memlekette ardıç ağacının öyle yüksek ve iri olma ihtimali yoktur. Bu ağacın gövdesi yol yol deliktir, içi boştur, on adam sığar. Allah'ın hikmeti, inkarcılardan birkaç kötü niyetli şahıs bu azizi sınamak için ziyarete gelip hediye olarak biraz badem getirip keramet isterler.

 

Aziz hazretleri buyururlar ki: "Badem getiriciye adam bağcılar! Şeyhlerin keramet göstermesi hayız görmek gibidir. Ama şu bademlerinizden taze badem yiyin" diye mübarek elleri ile bu büyük ardıç ağacının kovuğu içine "Bismillah" deyip 1 badem koyunca Allah'ın emriyle bir anda yeşil dallar verip 7 saatte taze badem biter. Ama Allah'ın hikmeti hâlâ o kadar badem verir ki vilâyet vilâyet hediye götürürler. Bu badem ağacının kökleri ardıç ağacının gövdesindedir, yerde değildir, asla badem kökünden belirti yoktur. Bu bademin ardıç içinde insan gövdesi gibi kaim dalları vardır. Badem ağacı ardıç ağacından yüksek bir süslü ve düzgün bir ağaçtır ki gözler kamaşır. Kısacası görmeye değer ibretlik bir büyük ağaçtır.

 

Seyyid Kemaleddin Sultan bu keşiften sonra vefat eder. Acayip nazargâhtır. Bu sultanın ayak uçlarında Hazret-i Hoca Şahidi: Ma'rifet tahtında gûya Şahidi Hatta Şahidi hazretleri bir mısraında: Diyâr-ı Menteşe'de Muğlevîyem buyurdukları bu Muğla şehridir. Onların civarında yatmakta olan İmamzâde hazretleri, meşhur sultanlardır. Bu şehrin doğusunda 2 bin adım uzak kayalar dibinde Dümrük Köyü'nde cami avlusunda bir kurşunlu kubbe içinde gömülüdürler. Sırrı aziz olsun.

 

 

Mekri (Fethiye / Muğla)

(—) tarihinde Menteşe oğlu (—) Han Ceneviz kâfiri elinden fethedip (—) tarihinde ise Gazi Hudavendigâr fethetmiştir. Sonra yine kâfirlerin eline geçince kalesini yıkmışlardır. Hâlâ büyük burçlarında Ceneviz yazıları ve resimleri vardır. Deniz kıyısında büyük bir kale imiş, bir kale de kayalar üzeredir. Duvarları sağlam seddir. Bu kayalar altında nice yüz mağaralar var ki her birine dikkatle baksan gözler kamaşıp insan hayran kalır: Meselâ o mağaraların kapılarının dört tarafı, pencereleri, merdivenleri, gilvi ve rafları sert taştan peynir oyar gibi oyup küçük rumî, islimi ve çiçeklerle süsleyip bukalemun nakışları yapmışlar. Hâlâ usta mühendis elinden henüz çıkmış küçük nakışlardır. Eski zamanda da güzel işler, şirinkârlık ve usta mimarlık var imiş.

 

Kısacası mamur büyük şehir imiş. Ama hâlâ deniz kıyısında bir küçük kasabadır. Menteşe Sancağı hududunda 150 akçe kadılıktır ve nahiyesi 70 adet köydür. Ve gayet mahsullü kazadır. Hâkimi Menteşe paşasının subaşısıdır. İskelesinde 7 yük akçe iltizam ile gümrük emini vardır. Rodos kulunun aklâmıdır. Toplam 50 adet toprak örtülü evlerdir. 40 bezirgân mahzenleri vardır. Bir kârgir yapı hanı ve bir toprak örtülü camii vardır, minaresi tahtalıdır, kârgir bina değildir ve bir küçük hamamı var. Ve 10 dükkânlı kasabacıktır. Ama gayet işlek iskeledir. Teke ve Hamid'den bütün meta buraya gelir. İki dağın arasında bir düz ovada ve deniz kıyısında, bağlı ve bostanlı yerdir. Hatta bütün kavunu ve karpuzu Rodos'a gemilerle gidip Rodos'u bolluk eder.

Anadolu Eyaleti'nde bu Menteşe Sancağı'ndan büyük sancak yoktur, insanı zengin ve çoktur. Kuzey canibi Aydın Sancağı ile komşudur. Yıldız tarafı Sığla Sancağı ile bitişiktir. Doğu tarafı Teke Sancağı ile bitişiktir. Allah doğrusunu bilir.

 

 

Adalya (Antalya)

(—) tarihinde Ceneviz elinden Sultan Alâeddin fethidir. Sonra (—) tarihinde Orhan Gazi eline girmiştir. Yine İspanya küffarı alıp (—) tarihinde tekrar Gazi Hudavendigâr fethidir. Teke Sancağı tahtı idi, ancak bir kenar yerde bulunmakla hâlâ Teke paşası Elmalı şehrinde oturup taht olunmuştur. Hâlâ 300 akçe şerif kadılıktır ve nahiyesi (—) köydür. Senede adaletle 8 bin guruş hâsıl olur. Müftüsü, nakibüleşrafı, kethüdayeri, serdarı ve ulu, nimet sahibi, zengin bezirgânları, dizdarı, 150 Müslüman ve 150 kefere kale neferi vardır.

 

Antalya Kalesi 80 kuledir. Her kule arası yirmişer bedendir. Bu hesap üzere Antalya Kalesi'nin çepçevre iki kat kale duvarı bedenleri 2.060 bedendir. Ve 4 kapısı vardır. Bunlardan işlek yol taşra varoş kapısıdır ki birbirinden geçme yedi kat eğri büğrü, kimi doğuya ve kimi batıya bakar kapılardır, ama yine bir yoldur. Her bir kapı arasında nice bin hile ve şeytanlıklar var ki insan hayran olur. Ve asma demir kafesler ve çeşit çeşit savaş aletleri asılı ve cebehane ile bezeli kapılardır.

 

Bu şehrin içinde ve dışında toplam (—) mihrap vardır. On biri cumadır. Bunlardan hoş, temiz yapılı, aydınlık cami, geniş avlulu, mihrap önü İrem bağlı, avlusunu dört tarafı medrese odalı, bütün yapıları kurşun örtülü kubbelerle bezeli ve bir düzgün minare ile süslenmiş, Celâlî fatihi Kuyucu Murad Paşa Camii, bir havadar, karar evi, gönül açan camidir.

 

Ve 7 tekke vardır. Bunlardan kale içinde Mevlevihane, kârgir kubbeli bir Celâleddin tekkesidir. Hayır sahibi mihrap önünde bir sivrice yüksek kubbenin içinde yatmaktadır. Gülşenî Tekkesi, Ahi Sultan Kızı Tekkesi. Kalenin dışında doğu tarafında hendek kenarında Koyun Baba Tekkesi, Bektaşî tekkesidir. Limonlu, turunçlu ve gül gülistanlı mesiregâh bir tekkedir. Şeyhi Boşnak asıllı Zülfikâr Dede'nin demine hû, tarîk sahibi Tanrı merdi candır. Gelen gidenlere nimeti boldur. Bu şehrin içinde ve dışında toplam 8 hamam vardır. Kale içinde Çukur Hamam, Büyük Hamam, Nazır Hamamı, Paşa Hamamı, Mevlevihane Hamamı, kale dışında Çavuş Hamamı, Balı Bey Hamamı ve Şeyh Hamamı, bunlardan başka 11 saray hamamları vardır.

 

Bu Antalya'nın tüm suyu lezzetli değildir. Aktığı yollarda buz hâsıl olur, -yani alçı gibi donar ve suyollarmı kapar. Ve her sene yollarını temizlerler. Kısacası mamur ve şenlikli şehirdir. Ama suyu ve havası kıyı olmakla ağırdır. Onun için her sene Isıtmaz Yaylası'na çıkarlar.

 

Limanı yapma limandır, ancak 200 parça gemi alır. Sekiz rüzgârdan emindir, iyi yataktır, zira kapılı limandır. Ağzında 2 büyük kulesi vardır ki kirpi gibi topları dört tarafı korutur. Ancak liman içinde her rüzgârın kasırga ve sağanağı eksik değildir. O yüzden bütün gemileri demir atıp koltuk palamarların hepsini limanın dört tarafındaki minare boyu olan kayalara ve kale kulelerine bağlarlar, bütün halk altından geçerler. Hoş limandır, ağzı keşişleme tarafına bakar. Gayet sıcak havası vardır. O yüzden bütün halkının yüz renkleri sarıya meyillidir ve sıtma hastalığı gayet çoktur. Ama bütün dertlerine deva, zehir kesici olan limonu fârûk-ı azamdır.

 

Bu kalenin kuzey tarafında olan büyük varoş 20 mahalledir. 16 mahallesi Müslüman ve dördü Rum keferesi mahallesidir. Ama keferesi asla Rumca bilmezler. Bozuk Türkçeyle konuşurlar. Tamamı kârgir ve geniş (—) 190 hanelerdir. Hepsi mamur ve süslü, bağlı bahçeli geniş evlerdir. Tamamı 500 dükkândır. Dört kapılı kubbe bina bir İskender Şeddi sağlam varoştur. Ve 200'den fazla çeşmeleri var. Bütün suyu Düden Nehri'nden gelir. Düden Nehri bu şehrin yıldız ile doğu arasında donanma dedikleri yollardan gelir, ta Düden dağlarından doğup bu şehre gelince birkaç kol olmuştur.

 

Yiyecekleri ve içeceklerinden turunç, kebbat, hurma, zeytin, inciri, şeker kamışı ve narı cihanı tutmuştur. Üç tarafı İrem Bağı gibi bağ bahçelerdir. Bu bahçelerden görmeye değer Tekeli Paşa Bahçesi, kalenin kıble tarafından hendek kenarında hurma ve servi ağaçları sıra sıra süslenmiştir. Limon, turunç ve diğer meyve ağaçları, havuz ve selsebillerle inşa olunmuş bir koyahtır. Bu şehrin halkı bütün baba-yı âlem Anadolu halkı gibi Türkçe konuşurlar. Hepsi çuka esvaplar giyip kendi ticaretlerine bakar zengin bezirgânlardır. Taze yiğitleri Cezayir levendi esvabı giyip kâr ederler. Kadınları çuka ferace giyip başlarına sivri takkeler üzere beyaz çarşaf bürünürler. Bütün halkı dürüst ve garip dostlarıdır.

Bu şehirde yatan büyük velilerin ziyaret yerlerini bildirir:

Evvelâ Ahi Evran Sultan, yine kale içinde Ahi Yusuf Sultan, Murad Paşa Camii yakınında Âşık Doğan Sultan, Ahi Sultan kızı ve nice ziyaretler de ettik, ama meşhur olanları bunlardır.

 

Kaynak:

Günümüz Türkçesiyle Evliyâ Çelebi Seyahatnamesi / Evliyâ Çelebi

9. Kitap (1671-1672)

Hazırlayan: Seyit Ali Kahraman

Yapı Kredi Yayınları - 1. baskı: İstanbul, Mayıs 2011

 

Evliyâ Çelebi, Seyahatnâmesinin dokuzuncu cildinde, Anadolu’nun gezip görmediği yerlerini dolaşır. Batı ve Güney Anadolu’yu gezdikten sonra Suriye ve Filistin üzerinden yıllarca özlemini çektiği hac ibadetini yapmak üzere Hicaz’a gider. Mekke ve Medine’de gerçekleştirilen hac ibadetinin bütün usul ve şartlarını anlatır. Bu kutsal görevi yaptıktan sonra ömrünün son yıllarını geçirmek üzere Mısır’a döner.

Bu ciltte gezdiği yerler: Kütahya, Uşak, Manisa, İzmir, Ödemiş, Tire, Aydın, Muğla, Antalya, Karaman, Tarsus, Adana, Ayntab (Antep), Haleb, Şam, Sayda, Kudüs, Akka, Medine, Mekke.

Evliyâ Çelebi bu seyahat boyunca, yarım bıraktığı Anadolu seyahatini tamamlamış, hayatı boyunca yanıp tutuştuğu o kutsal toprakları ziyaret edip hac emrini de yerine getirmiştir.

 

Evliyâ Çelebi (1611-1685), kendi söyleyişiyle 51 yıl ara vermeksizin Orta Avrupa ve Balkanlar’dan Kırım ve Kafkasya’ya, Anadolu’dan Mısır ve Arabistan’a kadar uzanan toprakları dolaşmış bir gezgindir. Gezdiği yerlerde gördüklerini, işittiklerini, değişik toplumların yaşam biçimlerini, özelliklerini yansıtan gözlem ve izlenimlerini kaleme alarak Seyahatnâme adlı 10 ciltlik bir dev ansiklopedi yazdı. Kapsamlı bir gezi kitabı olan Seyahatnâme, ayrıca dilinin güzelliği, anlatım gücü, konu zenginliği ve rahat okunuşu ile de Türkçenin en önemli klasikleri arasındadır. Büyük gezginin birçok yazmaları bulunan Seyahatnâme’sinin ilk sekiz cildi 1896-1928 yılları arasında Arap harfleriyle, son iki cildi ise 1935-38 arasında Latin kökenli yeni harflerle basıldı. Evliyâ Çelebi, “Şakanâme” adıyla bir yapıtının daha olduğunu bildiriyorsa da bu yapıt bugüne kadar ele geçmemiştir.

(Kaynak: Yapı Kredi Yayınları)